Yazı Detayı
12 Haziran 2019 - Çarşamba 19:13
 
İlber Ortaylı
Barış Başarslan
baris_basarslan@hotmail.com
 
 

Her nedense insanlara mutlu olmak, başarılı olmak, genç kalmak gibi öneriler sunan kişisel gelişim kitaplarına hep ön yargı ile bakmışımdır. Tabi bu başarılı olmayı, genç kalmayı, mutlu olmayı anlatan biyografi ve otobiyografileri bu kapsama dahil etmiyorum.

Tabi İlber Ortaylı olunca iş değişti. İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” diğer adıyla “Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler” isimli kitabını görünce, biraz da adından dolayı bana kişisel gelişim kitabını çağrıştırdı. Lakin bu kitap kişisel gelişimin yanında toplumsal gelişimi de içine alan, tüm sanat dallarını da içinde barındıran, akıcı, fırından yeni çıkmış bir ekmek gibi okuruna tat veren bir kitap.

Nehir röportajı ya da söyleşi yaparken, en güzel soruları ve konuşulan konuyu çok iyi kontrol altında tutan Yenal Bilgici’yi de ayrıca kutlamak gerekir. Herkese böyle bir şans nasip olmaz. Bu edebi alanda bir de Emre Kongar ve Feridun Andaç’ın “Herkesten Bir Şey Öğrendim” söyleşini de tavsiye etmek isterim.

*

Kitabın birinci bölümünde temel olarak İlber Ortaylı, insanın yaşamını dörde ayırıyor: “18-25 yaşları arası öncelikle temel atma dönemidir. Hayatınızı esasen bu dönemde kurarsınız. 25-40 yaşları arasında hayata karışır, söz söylemeye başlarsınız. 40-55 arası olgunluktur, otorite olma dönemidir. 55 ve sonrası ise bir dinlenme, demlenme zamanıdır.”

İlber Ortaylı bu tespitini yaparken, tarihte tanınmış kişileri ortaya koydukları eserlere göre kategorize etmiş ve insanın yaşamını gerçekçi bir tutumla evrelere ayırmıştır.

Tabi yalnız bunlar değil; eğitim sistemi hakkında da geçmiş ile bugün arasını kıyaslamış ve çözüm önerileri sunmuştur. Hangi yaş aralığında daha iyi aşık olunabileceği, hangi yaş aralığındaki dostlukların da kalıcı olabileceği tecrübe ile sabitlenmiş.

*

Kitabın ikinci bölümünde “Kimden, Ne Öğrenilir” sorusuna yanıt veriyor İlber Ortaylı. Türkiye’nin en entelektüel isimlerinden olan İlber Ortaylı hakkında aslında en çok merak ettiğimiz soru budur mutlaka.

Bu soruya da şöyle cevap veriyor. “Farklı insanları arayıp bulun, dünyanız değişsin.”

Burada kimden ne öğrendiğini anlatırken; kendisinden bir şeyler öğrendiği kişilerin meslekleri üzerine de yorum getirmeyi de ihmal etmemiş, sürpriz isimlere bazen şaşıracak, bazen merak edeceksiniz ama İlber Ortaylı’nın zaman tünelinde farklı farklı isimlerle gezineceksiniz ve dün ile bugün arasında gidip geleceksiniz.

*

Kitabın üçüncü bölümünde ise “İnsan Kendini Nasıl Yetiştirir?” sorusuna “üstünüze vazife olmayan şeylerle de ilgilenin” diyerek cevap veriyor. Bu cevabını aynı zamanda “entelektüel kimdir?” sorusunun bir yanıtı olarak da söylüyor. Entelektüel kişiyi “kendi dünyasının dışıyla ilgilenendir” diyerek tanımlarken, yine tarihten örnekler vererek bu soruyu cevaplandırmaya çalışmıştır.

Etrafa niçin çoğu zaman “cahil” dediği hakkında müthiş bir cevap da vermekle kalmamış, kendisi ile ilgili türetilen sosyal medya “capslerine” de güzel bir bakış açısı ile yaklaşmış.

Bu bölümde tarih bilimi ve tarihçiler hakkında da yerel ve evrensel örnekler de vermiştir.

*

Kitabın dördüncü bölümünde ise “Nasıl Çalışmak Gerekir?” sorusuna “yalnız kalmayı öğrenirseniz, düşünmeyi de öğrenirsiniz” şeklinde cevap veriyor. Buna benzer bir yaklaşım da Pascal’dan şu tespitidir: “neredeyse bütün dertler odamızda kalmayı bilmememizden kaynaklıyor.”

Türkiye’de esnafın, çalışanların, akademisyenlerin çalışkan olup olmadığını da irdelerken; kendisinin nasıl çalıştığını, nasıl düşündüğünü, nerede çok rahat düşünebileceklerini, teknoloji ve çalışma hayatı gibi konulara cevap veriyor.

*

Beşinci bölümde “Nasıl Seyahat Edilir, Nereleri Görmek Gerekir?” sorusunu yanıtlıyor. “Semerkand’ı, Floransa’yı, Buhara’yı, Roma’yı ve Kudüs’ü görmeden ölmeyin.”

Kitabın bu bölümünde seyahat ile ilgili görmek ve duymak isteyeceğiniz çok zevkli bir söyleşi okuyacaksınız. Biliyorsunuzdur İlber Ortaylı’nın “İlber Ortaylı Seyahatnamesi” diye bir de kitabı bulunmakta. Ayrıca şu yeni evlilere dair meşhur tavsiyesine de açıklama getirmiş: “Mobilya alacağınıza Dünyayı gezin!”
Bir de İlber Ortaylı’nın hiç bilinmeyen “mihmandarlık” yönünü de öğreniyoruz bu bölümde. Ayrıca İlber Ortaylı’nın Yedi Rotasını, Muhakkak görmeyi tavsiye ettiği Dünya Müzelerini ve bir şehrin nasıl gezileceğine dair yedi tavsiyesini okuyacaksınız.

*

Kitabın altıncı bölümünde “Eğitimde Hangi Tercihleri Yapmak Gerekir?” sorusuna yanıt vermiş; “Bir millet iktisadi krizle düşmez, hukuki ve kültürel yapıdaki derbederlikle düşer.”

Kitapta eğitim ile ilgili yapısal arızalara, çözüm önerilerini en tepeden anlatmaya başlayarak, iyi bir eğitimin nasıl olacağı ile ilgili görüşlerini bildirmiş. İnsanlarımızın çocuklarını ne için yurtdışında okumaya gönderdiklerini ve yurtdışındaki eğitim ile bizdeki eğitimin kıyaslamasını yaparak; “iyi eğitim için iyi öğretmen gerekir” tespitini de tüm içerikleri ile anlatmış. Bir de kitapta köy enstitülerinin yanı sıra 1970’lerde kurulan eğitim enstitülerine de geniş verilmiş. Kafasında nasıl bir liseye yer verdiği, özel okullar hakkındaki düşüncelerini, imam-hatipler hakkındaki düşüncelerini de aktarmıştır.

Kitapta geçen şu tespiti aktarmadan edemeyeceğim: “Yalnız ilköğretimde çocukların başında tek öğretmen olmalı. Anne baba gibi, tek bir öğretmen olacak ve çocuk da tek öğretmeni tanıyıp onu model alacak.”

Elit olmayı da şu şahane cümlelerle tanımlıyor İlber Hoca: “Elitlik, işini iyi yapan insanların toplumda dikeyine sınıflandırılmasıdır. Elit sistem demek irsi aristokratlık, soyluluk değildir; paranın elitizmi değildir; aklın, yeteneğin elitizmidir. Aklın elitizmi de illa ki bir elitizm değildir; el emeği uzmanlarının da eliti vardır; yani parmakların ve ellerin de eliti bulunur. Söz gelimi, Türkiye’de benim tanıdığım en elit insanlardan biri döşemeciler loncasının eski başkanlarından Hüsnü Diker Usta’ydı…”

Yine herkesin bildiğinin aksine, çok yaygın bir görüşün aksini iddia ederek hepimizi şaşırtıyor İlber Ortaylı… Doğru bilinen yanlışlara yeni bir madde daha eklendi sanırım İlber Hoca sayesinde… Ezbere dayalı eğitimi savunduğunu söylüyor. “İnsanlar ,ta mağara devrinden beri, Mezopotamyalı hocalardan, Aristotales’in Akademya’sından beri anlayarak değil, ezberleyerek öğrenirler. Anlamak için önce ezberlemek gerekir. Kilise bunun farkına varmıştır. Ortaçağ’ın İslam Dünyası bunu anlamıştır. Önce ezberlersin! Çünkü çocuklar ve gençler ezbere çok yatkındır, her şeyi ezberleyebilirler. Dili bile, kalıplar halinde, ezberleyerek öğrenirler. Ezberden sonra anlamak gelir. Ezber ve tekrar, öğretimin temelidir. Lisan da matematik de coğrafya da ezberleyerek öğrenilir. Gençlere tavsiyem, bunlara kanıp ezberi bırakmamalarıdır.”

Ailelerin çocuk yetiştirme konusunda ise; yalnızca kursa göndermeyi “hazırcılık” gördüğünü söylerken, liseyi bitiren çocukları Amerika’ya yollamayın diyor. Bir de ailelerin çocuklarının beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini, Türk mutfağını tatbik etmesi gerektiğini söylüyor.

Yine kitabın bu bölümünde yeni nesli genel terbiye konusunda nasıl bulduğunu; üniversiteden mezun olan gençlerin hayata hazır olup olmadıklarını ve şimdiki gençlerle savaş sonrası kuşağı arasında bir paralellik olup olmadığını da değerlendirmiştir.

*

Kitabın yedinci bölümünde ise kitabın en zevkli bölümü olduğunu –şahsi kanaatimce- söyleyebilirim. “Ne İzlemeli / Ne Dinlemeli / Ne Okumalı?” sorusuna “sinemada İtalyanlar, müzikte Almanlar, romanda Ruslar, şiirde İranlılar en yükseğe çıkmıştır. Zor yakalanacak, uçarıca bir ihtişama sahip Fransız edebiyatı da bir başka büyüklüktür” şeklinde yanıt veriyor.

Önce sinemadan, sevdiği filmlerden bahsediyor. Filmlerin rengini bilmenin ve filmlerinin rengini bilmenin öneminden bahsediyor. Özellikle filmlerin mekânlarının nasıl resmedildiğinden bahsediyor. Filmlerdeki mekânlardan dönemin ayrıntılarının çıkarılması gerektiğini, yani dönemi canlandırmanın öneminden bahsediyor. Ayrıca belirtmem gerekir ki; İlber Ortaylı, nasıl ki okuduğumuz kitapların yazarlarını biliyorsak, o da izlediği filmlerin yönetmenlerini tek tek biliyor sanırım.

Muhakkak izlenmesi gereken filmler listesi, yerli sinemamızda mutlaka izlenmesi gerekenler listesini de kitapta bulacaksınız. İlber Hoca’nın Tavsiye Ettiği 26 Yabancı Film Listesini’de bulacaksınız.

Meşhur; “tiyatro neymiş görmek isteyen üç şehre gitmelidir: Moskova, Londra ve Tel Aviv” sözüne de açıklık getiriyor. Bunun yanı sıra eski-yeni tiyatronun Türkiye’de ve Dünya’da yaşadığı sorunları da ele alarak kıyaslama yapıyor.

Müzik üzerine ise; en çok hangi tür müzik dinlediğini, Türk müzisyenlerini, Atatürk’ün Türk müziğindeki yeri ve önemini de anlatıyor.

Türk müzisyenlerinden Zehra Bilir hakkındaki görüşlerini okurken, ister istemez hemen bir Zehra Bilir türküsünü internetten açıp dinleyeceksiniz. Bir de İlber Hoca’dan 32 Klasik Müzik Albümü Listesini bulacaksınız.

Kitabın edebiyat üzerine olan bölümüne gelince; benim gibi edebiyatseverlerin bir çırpıda okuyup bitireceği eğlenceli bir bölüm olduğunu söyleyebilirim. İlber Ortaylı’nın Rus Yazarları içinde “Tolstoy”cu olduğunu öğrenmekle birlikte, “Suç ve Ceza ile Karamazov Kardeşler’i okumadan roman okuduğunuzu söylemeyin” sözüne de bu bölümde karşılaşıyoruz.

Bir de İlber Ortaylı’nın okuma notlarını ve İlber Hoca’nın Tavsiye Ettiği 25 Kitabı bulacaksınız.

*

Kitabın bu bölümünde hem şehirlerdeki tecrübelerini, hem hislerini; hem şehirlerin mimarisini, hem altyapısını hem de tarihini tüm detayları ile ele almış…

Özellikle İstanbul’u bir şehirci gözüyle, tarihsel dokularını tüm yönleriyle ele alarak anlatmış ki; bu şehirde yaşıyorsanız hem gururlanıp kendinizi şanslı hissedeceksiniz; hem de şehrin bugünkü durumuna üzülüp, hüzünleneceksiniz.

Yine bu bölümde İlber Hoca’nın şehir hayatı içinde restoranlardan ziyade kafeleri tercih ettiğini sebepleri ile birlikte görüyoruz.

*

Kitapta İlber Ortaylı’nın “Bir Ömrün Nasıl Yaşanacağına Dair Hayatta Doğru Seçimler” kitabını özetlemek için tüm kitabı kopyalayıp yapıştırmak gerekecek neredeyse. Çünkü kitabın her satırında, yaşama dair bir ışık bulacaksınız.

 
Etiketler: İlber, Ortaylı,
Yorumlar
Haber Yazılımı