Yazı Detayı
29 Kasım 2019 - Cuma 07:20
 
KADINA KARŞI ŞİDDET
Dr. Erhan Oktay
HABERCİ
 
 

Kadın, ailenin ana ögesi olan toplumun çok önemli bir maneviyatıdır. Kadın aile içinde anadır, kadın eştir, kadın bacıdır, kadın kız çocuğudur, kadın anneannedir, babaannedir. Toplum içirişinde de kadın, çok önemli bir yere sahip yöneticidir, kadın meslek mensubudur, kısaca özetlemek gerekirse kadın aile gibi toplumun temel taşını oluşturan önemli bir maneviyatın temel taşıdır, direğidir. Kutsal aile bağlarını sımsıkı ve güçlü tutan, toplumları, kültür ve medeniyetleri ayakta tutan kadındır. Her zamanda, bu temel değer ve maneviyatın ana etkeni kadın olmuştur.

Yeryüzünde hiçbir toplum asla kadınsız olmamıştır, bundan sonrada olmayacaktır, bunun aksinin olması da asla düşünülemez. Kadın, her toplumda çok değerli ve asla vazgeçilmez bir unsurdur. Ailenin ve toplumun olmazsa olmaz elzem değeridir. Ancak kadına verilen değer maalesef ülkelerin sosyal ve ekonomik durumlarına, gelişmişlik yapılarına göre değişebilmektedir. Toplumların yapısında ve gelişmesinde, çok büyük ve hayati öneme sahip olan kadın, bazı gelişmemiş ülkelerde halen kimliklerini ve hak ettikleri yeri ve manevi değeri alamamışlardır. Ülkemiz bu yönden tarihsel olarak irdelendiğinde, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün kadının değerine yönelik yapmış olduğu inkılapları nedeniyle, dünya ülkeleri içerisinde Türkiye’miz bu konuda birinci sırada yer almaktadır. Ülkemiz bu yönüyle yıllarca tüm dünya ülkelerince daima örnek alınmış, tüm dünya ülkelerine konuyla ilgili önderlik yapmıştır. Atamız tarafından kadınlarımıza siyasi ve medeni haklarının yıllar öncesinden verilmiş olması çok önemli ve asla inkâr edilemez çok bir husus olmuştur.

Kadın, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu değerlerine kanıyla imzasını atmış, canını vermiş çok değerli bir maneviyattır. Kadın, Kurtuluş Savaşımızda cepheye omzunda mermi taşıyan ve zafere imzasını atan bir manevi değerdir. Kadın, cephede kahramanca savaşan Erzurumlu Kara Fatma’dır, kadın 93 Osmanlı-Rus harbinde zafer yazan Nene Hatundur, kadın Halide Onbaşıdır, kadın Nezahat Onbaşıdır, kadın Halime Çavuştur, kadın Şerife bacıdır, kadın Gördesli Makbule’dir. Ulu önderimiz kadınlarımıza vermiş olduğu değeri, en güzel veciz sözleriyle ifade etmiştir. Bunlardan birisi, “ Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." Yine kurtuluş savaşımızın başkahramanları olarak, Türk kadınını görmesi ve bunu bütün dünyaya ilan etmek istemesi sebebiyle de “ Dünyada hiç bir milletin kadını, ben Anadolu Kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim,” diyemez! Demiştir. Dünya kadınlarına verdiği önemi de, şu veciz sözüyle anlamlandırmıştır. “ Dünyada ki, her şey kadının eseridir. ” Kadınlarımızın annelik görevleriyle ve toplumdaki yararlılıklarıyla ilgili olarak da, “ Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli ödevleri de iyi anne olmalarıdır. ” şeklinde buyurmuştur.

Dünya Kadına Şiddete Karşı Koyma ve Dayanışma Gününün ilan edilmesi konusu tarihsel olarak incelendiğinde, Patrıa, Minerva ve Maria Mirabal isimli 3 kız kardeşin, 25 Kasım 1960 tarihinde, Dominik Cumhuriyeti’nin diktatör lideri Rafael Trujillo’un talimatıyla hükümet karşıtı olmaları sebebiyle öldürülmesinin mihenk taşı olduğu ve başlangıç noktası teşkil ettiği görülmektedir. Dominik Cumhuriyeti Hükümeti, suçu üstlenmeyerek bu üç kız kardeşin ölümlerine de kaza süsü vermiştir. İçerisinde yaşamış olduğumuz dünyamızda, bu olaya dünyanın her tarafından büyük protesto ve tepkiler yağmıştır, olay şiddetle kınanmıştır, bu sebeple Birleşmiş Milletler Teşkilatı 1999 yılında 25 Kasım tarihini “ Kadına Karşı Şiddetle Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü ” ilan etmiş, Mirabal kardeşler gibi şiddet gören tüm kadınların anısını yaşatmak için algı oluşturmuştur. Ancak Birleşmiş Milletler Teşkilatının, tüm bu çabalarına rağmen maalesef dünyanın her yerinde bu tür üzücü ve şiddet içeren olay ve cinayetlere halen tanık olmaktayız.

Dünyanın ve ülkemizin neresinde olursa olsun, hiçbir toplumda ve hiçbir sebeple kadına yapılan fiziksel ve cinsel şiddet ile kadınlara yönelik cinayetler asla kabul edilemez, gerekçesi ne olursa olsun asla haklı gösterilemez. Şahsım olarak, kesinlikle böyle bir vahşet ve insanlık suçuna karşı olduğumu açıkça belirtmek isterim. Şiddetin her türlüsü, güçsüzlüğün, psikolojik bozukluğun, cahilliğin, acizliğin, kültürsüzlüğün, eğitimsizliğin ve medeniyetsizliğin insanın iç dünyasından dış dünyasına bir tezahür şeklidir. Kadına şiddet 21. Yüzyıl dünyasında bilim, teknoloji ve uzay çağında olduğumuz zaman dilimi içerisinde sadece kültürsüz, medeniyetten yoksun ve eğitimsiz toplumlarda görülmekle kalmayıp, medeni ve eğitim düzeyi ileri seviyede olan toplumlarda dahi görülebilmektedir. Kadına uygulanan fiziksel, cinsel, ekonomik şiddetin boyutu ve şiddeti ne olursa olsun, bu büyük bir insanlık suçudur, büyük bir ayıptır, hiçbir zaman tarihin karanlıklarına gömülerek unutulacak bir şey değildir, bunu yapan hiç kimsede vicdanında aklanamayacak ve kanunlar önünde de cezasını çekmekten kurtulamayacaktır.

Konuyla ilgili olarak yaptırımlar ve yasal düzenlemeler incelendiğinde; 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk imzacısı olarak çekincesiz kabul ettiği, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda en kapsamlı metin olan “ Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ” kısa adıyla “ İstanbul Sözleşmesi ” kadına yönelik şiddeti 3. Maddesi’nin (a) fıkrasında şu şekilde tanımlıyor.

 

“Kadınlara yönelik şiddet bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.” Şeklinde tanımlamaktadır ve kadına karşı yapılan her türlü olumsuzluğun karşısında durmaktadır. Ayrıca yeri gelmişken kadına yönelik şiddet, kadınların temel haklarından biri olan çalışma haklarının da ihlali olarak da karşımıza çıkmaktadır.

 

Gerek ülkemiz, gerekse tüm dünya kadınlarının fiziksel, cinsel, ekonomik ve kültürel şiddete maruz kalmadan huzur, refah ve güven içerisinde hür ve özgürce yaşamaları temennilerimle, tüm dünya ve ülkemiz kadınlarını saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum.

 

 
Etiketler: KADINA, KARŞI, ŞİDDET,
Yorumlar
Haber Yazılımı